1938 Yılında Japon Basınında Kemal Atatürk

0

Kemal Atatürk – The Japan Times, 13 Kasım 1938, Tokyo

Sarışın, mavi gözlü yurtsever, Türkiye Cumhuriyeti‘nin cumhurbaşkanı, ülkesi uğruna bir ömre pek çok devlet başkanından daha fazla şey sığdırmayı başarmış Mustafa Kemal Atatürk Çarşamba sabahı öldü. Cumhurbaşkanı Atatürk‘ün kuşkusuz yetenekli yardımcıları, sadık izleyicileri vardı; fakat cumhuriyetin kuruluşundan (29 Ekim 1923) bu yana Türk dış ve iç politikasına damgasını vuran sıra dışı gerçekçilik, tümüyle onun özgün dehasının eseridir.

Yunanistan’la karşılıklı anlayışa dayalı bir yakınlaşma, Irak’la anlaşma, Balkan Antantı, Asya Paktı ve Türkiye’nin Boğazlar üzerinde savaş alanında kaybettiği egemenliğini masada tekrar kazandığı Montrö Konferansındaki başarısı. İşte Kemal Atatürk‘ün kurduğu rejim altında Türk diplomasisinin başarılarından bazıları -12 yıla sığdırılmış olağanüstü bir sicil.

İdeolojik Cephe

Kemal Atatürk‘ün öldüğü sıralarda Türk dış politikasının başlıca amacı, Doğu Akdeniz, Balkanlar ve Batı Asya’da barış ve istikrarın korunması ve bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin ve anlaşma zemininin daha da geliştirilmesiydi. Böylece Türkiye, Avrupa ülkelerinin karşı karşıya olduğu bir tehlikeden, yani şu veya bu “ideolojik cepheye” girmek zorunda kalma tehlikesinden kurtulacaktı. Bu, İngiltere’nin sıcak baktığı bir politikaydı. Nitekim, İngiltere’nin kısa süre önce Türkiye ile yaptığı kredi anlaşmaları, Türk devlet adamlarına, ülkelerinin, siyasal bağımsızlığın şartlarından biri olan iktisadi bağımsızlığını güvence altına alabilmeleri konusunda fazlasıyla yardımcı olacaktır.

Türkiye’nin kaderi üzerinde birinci derecede etkili olmuş bu asker ve devlet adamı, ilerleme adına enerjisini ve prestijini ortaya koydu. Bu yılmak bilmez adamın yüz yüze geldiği büyük güçlükler karşısında çağımızın hiçbir lideri daha fazlasını yapamazdı.

Olağanüstü Bir Adam, Olağan Üstü Bir Devrim

Atatürk ve 1923’te kurduğu yeni devlet için “olağanüstü bir adam, olağanüstü bir devrim” denmişti. Dünya Savaşını izleyen devrimlerden hiçbiri, Atatürk’ün yönettiği Türk Ulusal Devrimi kadar çabuk gerçekleştirilmemiş ve onun kadar çarpıcı sonuçlara ulaşmamıştır. Yaptığı, iktidara birtakım yeni insanları getirmenin çok ötesindeydi. Atatürk, Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve iktisadi çehresini ve yıllardır baskı altında tutulmuş Türk insanının dış görünüşünü tepeden tırnağa değiştirdi. Avrupalı devletlerin gözünde, çöküşünün farkında olduğu halde her türlü radikal reforma karşı çıkan Türk devleti, olsa olsa, onların kendi aralarındaki çekişmelerden istifade ederek ya da aleni bir teslimiyetle büyük güçlerin himayesini kabul ederek eğreti bir varlık sürdürebilirdi.

O nedenle, Türk ulusunun Türk İmparatorluğunun çöküşünü engelleme şansı bulunmadığına inanan Dünya Savaşı galiplerinin, Atatürk’ün başını çektiği Türk milliyetçiliğinin doğuşunu kuşkulu, hatta öfkeli bir şaşkınlıkla, zaferini ise bir nevi endişe duygusuyla izlemiş olmasında şaşılacak bir şey yok.

Ancak olaylar onların korkularını boşa çıkardı. Türk Devrimi Türklerle Avrupalılar arasındaki mesafeyi açmak bir yana, kapattı. Büyük bir asker, ama daha da büyük bir devlet adamı olan ve özel hayatında iyi birayı ve ara sıra açık poker oynamayı seven, şaşırtıcı ve büyüleyici bir adamın büyük başarısının özeti işte buydu.

Türk – Yunan Savaşı

Atatürk Gazete Haberi

Atatürk ilk kez, İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgalinin ardından Yunanlıların haksız bir şekilde Anadolu’ya asker çıkarmaya başladıkları dönemde halk yığınları arasında sevilen ve sayılan bir kişi haline geldi. Yunan işgali Türk Ulusal Hareketini yaratmakla kalmadı, doğrudan doğruya 1919-1922 Türk-Yunan Savaşına da yol açtı. Yunanlılar karaya ayak basar basmaz, Türk nüfusa karşı, Yakın Doğunun gördüğü en korkunç mezalimlerde bulunmayı da ihmal etmeden, acımasız bir savaş başlattılar. Mümbit Menderes Vadisini yakıp yıktılar ve aç açık binlerce Türk’ü işgal ettikleri bölgelerden göçe zorladılar.

Misilleme gecikmedi, askeri çarpışmalar giderek daha da sıklaştı; öyle ki 1919 yılı sonuna gelindiğinde Küçük Asya’daki Yunan kuvvetleri seksen bin kişiye ulaşmıştı. Aynı tarihlerde düzenli Türk kuvvetlerinin bu rakamın yarısı kadar olduğu tahmin ediliyordu. O zamana kadar “Türkiye’nin paylaşılması ihtimaline karşı ne olduğu belirsiz bir aydın muhalefeti” ‘nden başka bir şey olmayan Kuvayı Milliye, şimdi büyük bir güç haline gelmişti. Ateşkes uyarınca bırakılması gereken silahlar teslim edilmeyerek Ulusal Ordu takviye edildi, ve o zamanlar sadece Mustafa Kemal olarak bilinen Atatürk‘ün, Anadolu’daki halk yığınları arasında nüfuz ve saygınlığı arttı. Önderliğini yaptığı devrimci hareket her yerde destek buldu. Aşağılayıcı Yunan işgali karşısında onuru incinmiş ulusun ruhunu ateşlemek için küçük bir kıvılcım, güçlü bir şahsiyetin ağzından duyulacak birkaç söz gerekiyordu. Kuvayı Milliye inanılmaz bir hızla taban buldu, zira işgal altındaki topraklarda yurtseverlik ateşleri daha şiddetli yanıyordu. Sonunda Mustafa Kemal Türkleri zafere taşıdı ve Yunanlıları denize döktü.

1923‘e gelindiğinde Türkiye’nin eli öylesine güçlenmişti ki, neredeyse kendi barış koşullarını dayattı. Atatürk sadece üç yıl içerisinde sultanı ülkeden kovmak, halifeliği kaldırmak, yeni bir cumhuriyet anayasası yapmak, bir parlamento kurmak ve Türkiye’nin ilk (ve şu ana kadar yegâne) cumhurbaşkanı olmak gibi büyük başarılara imza atmıştı.

Türklerin Babası

Reformları öylesine derin, kesin ve kapsamlıydı ki, en azından kültürel ve sosyal alanda geriye yapılacak çok az şey kalmıştır. Fesi kaldırdı, Latin alfabesini kabul etti, çok eşliliğe son verdi, yeni kanunlar yaptı, ülkeye Miladi takvimi ve metrik sistemi getirdi ve Türk tarihinde ilk nüfus sayımını yaptırdı. Resmi tatilleri üçe indirdi, evlenme öncesinde çiftlere doktor muayenesi şartı getirdi ve mağrur İstanbul’un yerine Anadolu’nun yaylalarında yeni bir başkent inşa etti: Ankara. Ticari faaliyetlerin büyük bir kısmının sadece Türk vatandaşları ve Türk firmalarınca yapılabilmesini karara bağladı, kadınları özgürlüğe kavuşturdu ve yeni bir dünya tarihi yazılmasına nezaret etti. Muskayı kaldırıp attı ve her Türk’e yeni bir soyadı verdi. Ve bu arada kendisi de “Türklerin babası” anlamına gelen Atatürk soyadını aldı. Gerçekten de modern Türkiye’nin babasıydı o.

(Kaynak: Kemal Ataturk – The Japan Times & Mail, 13 November 1938, Tokyo)

(JAPONYADAKİ TÜRKLER…! Kültür Elçiliği Grubu…! facebook sayfasından alınmıştır.)

Paylaş

Yazar Hakkında

Uluyama Türk-Japon Kültür Derneği'nin hazırladığı, 3 ayda bir ücretsiz olarak yayınlanan Türk-Japon Dostluk Dergisi.